Londra'dan havalanıp, dört saatlik bir uçuştan sonra hiç de alışık olmadığım tarzda bir havaalanına iniyorum. Bu komünist rejimden geçmiş olan bir ülkeye ilk gelişim. Avrupa gibi değil. Dökülüyor heryer. Soğuk, garip bir yer! Aylardan mayıs. Sene 1998. Kucağımda Balım 18 aylık. Okay da yanımızda ama o alışık bu ortama. 91'den beri bilmem kaçıncı defa gelişi buralara. Yeltsin elini kaldırıp tankların önünde durduğu zamanda buradaydı. Yine iş için geldiği bu şehre, bu defa biz de geliyoruz yanında. O dönem için orada yaşayan sevgili arkadaşlarımız Berna ve Sunay'larda kalacağız. Pasaport kontrolünde bayağı tedirgin oluyorum. Amerika'dan beter. Sanki suçluyum. Ne var yahu?! Turistiz işte. 5 gün kalıp, şehri görüp döneceğiz. Komünizmin insanlara neler yaptığını, nasıl tembelleştirdiğini, dünyadan nasıl izole, herşeye kapalı ve geri kaldığınızı, insanların yüzündeki umutsuzluğu görüp döneceğiz. Mayıs ayında nasıl soğuk bir hava! Evet burası Moskova!
O zaman görülmesi gereken yerleri görüp dönmüştük. Ben içimden 'Bir daha da gelmem herhalde' diyerek.
Okay'ın çalıştığı şirketin çok güzel bir geleneği var. Her sene bu aylarda 75 ülkenin genel müdür ve direktörleri eşleriyle beraber, seçilen bir ülkede toplanıyor. 5-6 günlük bir program. Yöneticiler bu 5 günün birinde çalışıyorlar. O gün eşlere ayrı program yapılıyor. Etraf tanıtılıp, gezdiriliyor. Diğer günler hep beraber turistik gezi ve programlar. Son gün kapanışta balo! Tuvalet ve smokin giyilmesi zorunlu.
Geçen sene Danimarka da bir sonraki toplantının Moskova da olacağı açıklanınca çok da memnun olmamıştım. 'Amaaan ben gördüm orayı, gitmediğim bir yer olsaydı keşke' demiştim. Arjantin var, Brezilya var...
Neyse Singapur'a geldikten on gün sonra, gerisin geri tekrar on saatlik uçuş ve Moskova. Onüç senede bir şehir bu kadar mı değişir? Nerede dökülen ve gaz kokan arabalarınız Lada'lar Çayka'lar? Yerlerini Mercedes'ler, Range Rover'lar almış... Bütün markalar akın etmiş, birbirleriyle yarışıyorlar. Oteller yenilenmiş. Moskova dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline gelmiş.
Hava bu mevsimde harika ve güneşli. Caddelerde yürüyen uzun boylu, nefis Rus kızları! Hep topuklu ayakkabılar! Tıkır tıkır... Şahane bir program, Çarlık Rusyasından kalma saraylara ziyaret. Kremlin, dehasına ve zarif işçiliğne hayran ve aşık olduğum Faberge! Bolşoy Balesi, Red Army Korosu, Rus halk ezgileri çalan muhteşem bir orkestra eşliğinde nefis yemekler ve akıbetlerine hep üzüldüğüm Romanoff'lar!
Aslında atalarımın topraklarını (Kırım) işgal edip, türlü zulümler çektiren bu ırka garip bir şekilde kendimi yakın hissediyorum. Sokaklarda babaanneme, amcama ve onların çocuklarına benzer suratlar görüyorum. Nedense?
Bu seferki deneyim birincisinden çok farklı. 1991 senesinde doğan bebekler şimdi 20 yaşındalar. Yeni nesil bambaşka. Komünizmi anne-babalarından ve dedelerinden dinliyorlardır ancak herhalde, anlayabilirlerse....
Bize gelince, bir kere daha Türkiye'yi en güzel şekilde temsil ettik diye düşünüyorum. Sonuçta Moskova'nın benim için çok hoş bir anısıda oldu. Hayatımda aldığım en güzel iltifat burada oldu... Seneye Çin! Yaşamak, gitmek, görmek nasib olursa...
Aldığm en güzel iltifat: You are a Goddess!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder