Bir insanın tavukla ilişkisi ne olabilir ki? Et cinsinden her türlü şeyi sevdiğim ve yediğim için (domuz hariç), tavukla da aramızda bir bağ var haliyle. Ayrıca küçücük yaşımdan evlenene kadar her yaz babamların Çatalca'da ki bahçeli evlerine gittiğimiz için bazı hayvanlarla daha yakınım. Kedi, köpek, güvercin, ördek, tavuk ve horoz bu bahçenin esas sahipleriydi uzun yıllar. Bazen kısa kalan ziyaretçiler de olurdu, kuzu ve at gibi. Babamın su katılmamış saf süte olan merakı yüzünden, bir ara inek bile almayı düşündüğünü hatırlıyorum. Annem mani olmuştu, sinek, koku falan olur diye.
Neyse tavuklara dönersek; bunlar belli saatlerde bahçede serbestçe dolaşırlar, (doğal gıda ile besleneceklermiş efendim, yine babamın takıntısı, tam organik olacak yani anlayacağınız) köpeğimiz Tok da bu saatlerde çok daha keskin bakışlı olur, ah şunlardan birini elime geçirsem diye düşünürdü, bağlı olduğu halde... Bu ortamda iki tane de horoz, biri acayip süslü ve yakışıklı. Annem adını çapkın takmış. Tam adının adamı. Biz çocuklar bu tavuklarla horozların ilişkisini yakından izliyoruz tabii. Herşey doğal ortamında. Akşam olduğunda evlerine giriyorlar. Elde edilen yumurtaların rengini, tadını ve kalitesini anlatmama gerek yok sanırım. Ben hala daha öyle sarısı ve tadı olan yumurta yemedim. Bu marketlerde organik diye satılanlar bile bizimkilerle aynı değil valla. (En büyük yumurta bizim yumurta, hih hih hih) Neyse birgün ben, çocuk aklı, bu yumurta bu tavuktan nasıl çıkıyor diye merak ettim. Sabah gidip kümesten yumurtaları topluyorum ama nasıl çıktığını bir türlü bilemiyorum. Tabii seneler sonra bir anne olarak çok iyi anlayacağım ama daha erken!!! Birgün azmettim, girdim kümese sindim bir köşeye bekliyorum. Aradan ne kadar geçti bilemiyorum ama tavuklardan biri başladı bağırmaya, anladım geliyor benim yumurta. Bugün gibi gözümün önünde yumurtanın doğuşu, ilk dışarı çıktığında kabuğunun aslında sıcak ve yumuşak oluşu... Kaptım yumurtayı, fırladım kümesten dışarı 'Anneee anneee bak yumurtama'. Eve gelene kadar anında kaskatı oldu kabuk tabii.
Şimdi bunu niye anlattım. Bu tavukla olan ilk enteresan anım. Geçenlerde bir de ikincisi vuku buldu da ondan! Her ev kadını gibi bende tavuk alıp, pişiriyorum. Türkiye de belli başlı markaları, genelde de organikleri, İngiltere'de cornfed dedikleri cinsleri alırdım. Hepsi de paketlenmiş halde olur ya bunların, geçenlerde burada da paket halinde bir bütün tavuk alıp buzluğa atmıştım. Bir iki gün evvel şunu çözdüreyim de, tavuk suyuna terbiyeli bir şehriye çorbası olsun, fırında tavuk, yanına domatesli pilav falan filan... Sabah Billy'e tavuğu buzluktan çıkarıp, paketini açmasını ve çözülmesi için bir tabağa koymasını söyledim. Hava sıcak herşey çabucak çözülüveriyor zaten. Sonra Billy'i alışverişe gönderdim. (burada evde yalnız olmam önemli o yüzden belirtiyorum) Bi zaman sonra çözüldü kendileri. Elime aldım şöyle bir güzelce yıkayacağım iç dış. Bacakları içine sokulmuş bu Singapurlununda, Türkiye'deki kardeşleri gibi. Çekiiiim bacakları dışarı dedim, önce birincisi ve benden bir çığlık ve ciyaklama.... 'Anneeeeee'!!! Billy olsa evde kesin korkardı sesimden. Tavuğun içinden bir çift pençe çıkmaz mı? Tırnakları falan herşeyi duruyor. Kesmemişler! Tavuğu çevirdim, Allah'ım başı da duruyor, sırtına yapışık bir şekilde, bir çift göz bana bakıyor! Bir daha 'Anneee'... Ölü hayvanı elimden tabağa nasıl bıraktım bilmiyorum. Billy gelince başını, ayakalarını kesti ne yaptıysa yaptı. Mutfağa bile girmedim. Sonra bana söyledi, meğerse burada yeniyormuş o pençeler, baş falan. Hatta markette dikkatli bakınca sadece pençelerin satıldğı paketlerin olduğunu da gördüm.
Yaa işte, öyle hayvanların arasında olmak, büyümek falan yetmiyor demek insana, gördünüz mü İpek Hanım? Bu yaşta da mutfakta çığlık attım ya, helal bana!!!
Buna cok guldum, iyi ki Vietnam'da degilsin, orada kopek yerler!
YanıtlaSil