5 Eylül 2011 Pazartesi

DOĞU SAHİLİ




Haftasonu East Coast'a (doğu sahili) gittik, çocuklarla beraber. Bir yerde okumuştum, Singapur'da bir yerden bir yere gitmek en fazla 20dk. sürer diye. Trafik yoksa bu doğru. East Coast upuzun bir sahil. Parklar, lokantalar, su kayağı ve sörf okulları, kamp alanları var. İnsanlar koşuyor, bisiklete biniyor, piknik yapıyor. Bir kalabalık, bir kalabalık! Denize girenler vardı ama burada öyle pırıl pırıl bir su beklemeyin. Denize girilen temiz sahiller varmış ama biz henüz keşfedemedik oraları. Diğer seçenek, arabana atlayıp Malezya'ya geçiyorsun. Olmadı gemiyle buranın adacıklarından birini ziyaret ediyorsun. Biz burada sadece ayaklarımızı ıslatmakla yetindik. Hava rüzgarlı, ben deniz kenarına gelince memleketime özlemli...

Denizde, açıklarda bir sürü şilep görünüyor, görünenlerin sayısına bakılırsa, Singapur Limanının yoğunluğu tahmin edilebilir. Burası Singapur'un temizlik adına edindiği şan ve şöhreti lekeleyecek kadar pis. Yani bunu yerlerde gördüğüm çöpler için söylüyorum. Kalabalık ve rüzgarın etkisi pek tabii...
Kumsalda karşılaştığımız en güzel sürpriz kocaman bir kumdan kaleydi. Castle Beach denilen yerde, bir takım gençler gördüğümüz en büyük kum kalesini yapıyorlardı. Hanzade çok beğendi!

Sahilde ayaklarımız suda yürüyoruz bir müddet. Denizden sahile vurmuş bir sürü atık görüyorum. Pet şişe birinciliğini koruyor burada da. Ayakkabı, terlik tekleri, oyuncak parçaları, mazot atıkları. Daha ne olsun? Bu terlik teklerini görünce çocukluğum aklıma geldi, şimdi bu parmak arası terliklere flip-flop deniyor! Eskiden tokyoydu adı (en azından türkçede) ve tokyo flip-floplara göre kat be kat daha rahattı. Annem hiçbir zaman almadı bana bunlardan ama ben babaannemlere gittiğimde tam bir sokak çocuğu olduğum için ve ordaki bütün kızlar tokyo giydiği için ısrarla aldırırdım her yaz. Şimdi burada yürürken bunları düşünmem ne garip. Bir tek nesne insanı nerelere götürebiliyor?

East Coast' ta ki günümüzü sahildeki lokantalardan birinde yemek yiyerek noktaladık. Bence günün en keyifli kısmı da buydu. Ah zaten yemek yemeği bu kadar sevmesem, spinninglerde canım çıkmayacak! Denize, uzaklara, İstanbul'un hayaline baka baka yedim Çin yemeklerini.

Not: İstediğim gibi bir fotoğraf makinası alamadım henüz. Aldığımda daha güzel resimler ekleyeceğim yazılarıma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder