Bu kadar uzun süre yazmamamın bir nedeni var. Okulların ara tatil olduğu dönemde kayak yaparken, sağ dizimin çarpraz bağlarından birini şahane bir düşüşle kopardım. Dokuz günlük tatil hiçde istediğim gibi geçmedi sonuç olarak. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; buna da şükür, çok daha kötü bir şekilde sonlanabilirdi bu düşüş. Birde bu işin kızlarımın yerine benim başıma gelmiş olmasından mutluyum. Kendimi bir şekilde kontrol edebilir, acıya katlanabilirim. Ya altı yaşındaki Hanzade'm düşseydi... Balım'a olsaydı, hayatı ve okulu ne çok etkilenirdi!
Tabii böyle bir hadisenin insana öğrettiği çok şey oluyor. Ben rahatlıkla derslerimi aldığımı söyleyebilirim. Birincisi yüreğimin sesini dinlemem ve hislerime güvenmem gerektiğini anladım. İnsan başına gelecekleri hissediyor aslında, sadece görmezden geliyor.
Sonra, hız ve ben. Orada, o anda kendi kabiliyetime göre gayet hızlı gidiyordum. Ya, insan korkar azıcık. Benim böyle fütursuz, deligöz bir halim var (itiraf ediyorum). Kendine gel oldum. Böyle sakatlanınca, haraket kabiliyetim eskisine göre kısıtlandı haliyle ve ben kesinlikle anladım ki, aslında çok hızlı hareket eden bir insanım. Zamanla derdim var. Geç kalmak, bir şeyi ertelemek beni çok rahatsız eder. Şimdi bu hal ruhumu son derece sıkıyor.
Alınan bir başka ders 'Her koyun kendi bacağından asılır'! Başınıza böyle bir şey gelince, maalesef başkalarının sizin için yapabileceği hiçbir şey olamıyor. Acınız ve siz oluyorsunuz. Pek pek ağrı kesiciler koşuyor imdadınıza. En büyük ders bu dünyaya 'yalnız gelinir-yalnız gidilir' oluyor. Bunu iyice bir düşünmek lazım aslında.
Bu dersleri almak için illa başıma bunun mu gelmesi gerkiyordu? Şurada bir ağaç altında otursam, filozoflar gibi düşünsem, kendi kendime farketsem, aydınlansam olmaz mıydı? Yoook nerede bende o şans mı desem, bilgelik mi desem???
Sonuç; nisan ayında beni İstanbul'da bir diz ameliyatı bekliyor. Kendimi Türk doktorlara emanet etmek istiyorum. İlle de vatanım efendim....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder